Son zamanlarda sosyal medyada gezinirken karşınıza insan gibi davranan meyveler, dramatik ilişkiler, aldatma hikâyeleri çıkmış olabilir. İlk bakışta absürt, hatta komik görünen bu videolar birkaç saniye sonra tuhaf bir his bırakıyor. Çünkü hikâyeler ne kadar rengarenk meyvelerin başrolünde geçerse geçsin, anlatılan şey fazlasıyla tanıdık.
Bu içeriklerin çoğunda aynı kalıp tekrar ediyor: Genç ve “çekici” bir kadın karakter, daha zengin ya da statü sahibi bir erkeğe yöneliyor; sadık ama “yetersiz” görülen partnerini geride bırakıyor ya da aldatıyor. Erkek karakterler ya mağdur ya da kazanan olurken, kadın karakterler neredeyse istisnasız şekilde çıkarcı, yüzeysel ya da güvenilmez olarak yazılıyor. Bu kadar basit bir anlatının milyonlarca izlenme alması ise ister istemez şu soruyu doğuruyor: Neden hâlâ aynı hikâyeyi izliyoruz?
Ve daha önemlisi: Neden bu hikâyelerde kadınlar hâlâ bu kadar tek boyutlu?
Bu temsil biçimi yalnızca rahatsız edici değil, aynı zamanda oldukça tanıdık. Kadınların duygusal olarak istikrarsız, maddi çıkar peşinde koşan ya da “sadakatsiz” olarak kodlanması, uzun yıllardır popüler kültürde yeniden üretilen bir anlatı. Bugün değişen tek şey, bunun artık yapay zekâ tarafından çok daha hızlı, çok daha seri ve çok daha görünür şekilde çoğaltılıyor olması.
Klişenin Gücü
Bu videoların başarısı tam da bu basitlikten geliyor. Algoritma; hızlı tüketilen, duygusal tepki yaratan ve tartışma çıkaran içerikleri ödüllendiriyor. Bu tür dramatik hikâyeler de tam olarak bunu sağlıyor. Ne kadar abartılıysa o kadar dikkat çekiyor, ne kadar klişeyse o kadar kolay tüketiliyor. İzleyen kişi ister dalga geçsin ister sinirlensin, fark etmiyor. Çünkü sonuçta izleniyor. Ve algoritma için önemli olan tek şey de etkileşim.
Ama mesele yalnızca algoritma değil. Bu içeriklerin bu kadar hızlı yayılmasının bir başka nedeni de aslında çok yeni bir şey söylememeleri. Tam tersine, oldukça eski ve yerleşmiş anlatıları yeniden üretmeleri. Kadınların “güvenilmez” olduğu fikri, yıllardır farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor. Yapay zekâ ise bu anlatıları alıp hızlandırıyor, çoğaltıyor ve daha görünür hale getiriyor.
Bu noktada şunu net bir şekilde görüyoruz: Yapay zekâ tarafsız değil. Tarafsız olamaz. Çünkü beslendiği veri tarafsız değil. İnternette hangi hikâyeler daha çok anlatılmışsa, hangi kalıplar daha çok tekrar edilmişse, yapay zekâ da onları öğreniyor ve yeniden üretiyor. Eğer karşımıza çıkan içeriklerde kadınlar sürekli aynı şekilde temsil ediliyorsa, bu yalnızca algoritmanın değil, kolektif kültürün bir yansıması.
Anonim hikâyelerden izlediğimiz dizilere, reklamlardan reality show’lara kadar uzanan geniş bir içerik evreni, kadını ya idealize eden ya da değersizleştiren bir dil üretmeye devam ediyor. Ve bu dil, çoğu zaman fark edilmeden normalize ediliyor.
“Şaka” Olarak İzlemek Gerçekten Masum mu?
İşin en kritik noktalarından biri de burada başlıyor. Çünkü bu videolar çoğunlukla “absürt”, “komik” ya da “ironi” olarak tüketiliyor. İnsanlar ciddiye almadıklarını düşünerek izliyor, hatta eleştirdiklerini sanıyor. Ama algoritma ironiyi anlamaz. Her izlenme, her yorum, her paylaşım aynı mesajı verir: Bu içerik ilgi görüyor, üretmeye devam et.
Ve tam da bu yüzden, başlangıçta sadece tuhaf bir trend gibi görünen şey, zamanla normalleşmeye başlıyor. Aynı hikâyeleri tekrar tekrar görmek, onları sorgulamayı zorlaştırıyor. Bir süre sonra bu anlatılar arka planda kabul görmeye başlıyor. Kadınların bu şekilde temsil edilmesi, “zaten hep böyleydi” hissiyle sıradanlaşıyor.
Bugün meyve karakterleriyle anlatılan bu hikâyeler, yarın başka bir formatta karşımıza çıkacak. Ama özünde değişen pek bir şey olmayacak. Aynı kalıplar, farklı görsellerle yeniden dolaşıma girecek. Kadın karakterler yine “yanlış seçim yapan”, “fazla isteyen” ya da “sadakatsiz” olarak yazılacak. Erkek karakterler ise ya kurban ya da ödüllendirilen taraf olacak. Bu döngü, izlendikçe güçlenmeye devam edecek.
Asıl Soru: Ne İzlediğimizi Fark Ediyor muyuz?
Belki de asıl mesele tam olarak burada başlıyor. Bu içerikleri yalnızca izleyip geçmek mi, yoksa neyi neden izlediğimizi fark etmek mi gerekiyor? Çünkü bazen en masum görünen içerikler bile, düşündüğümüzden çok daha fazlasını anlatır. Ve en tehlikelisi de budur: Fark edilmeden yerleşen fikirler. Özellikle de çocuklar ve gençler için.
Kadınların sürekli aynı kalıplarla temsil edildiği bir dünyada, bu anlatıları sorgulamak artık bir seçenek değil, bir ihtiyaç. Ve belki de ilk adım, sadece izlemek yerine gerçekten görmek; seçici bir izleyici ve içerik tüketicisi olmak.





