Birleşmiş Milletler Verileriyle Gerçekler: Eğitimde Eşitsizlik Devam Ediyor

Son yirmi yılda dünya genelinde kız çocuklarının eğitime erişimi konusunda önemli ilerlemeler kaydedildi. Okula gitmeyen kız çocuklarının oranı yüzde 39 oranında azaldı ve son otuz yılda küresel ölçekte okuma yazma bilmeyen genç kadınların sayısı neredeyse yarıya indi. Ancak bu olumlu tabloya rağmen, bugün hâlâ 122 milyon kız çocuğu eğitim alamıyor ve yaklaşık 50 milyon genç kadın okuma yazma bilmiyor. Yani ilerleme var, ama yeterli değil.

Eğitimde Eşitsizlik Devam Ediyor

UN Women verilerine göre, özellikle Güney Asya’da 15–19 yaş arası ergen kızların okula gönderilmeme ihtimali, aynı yaştaki erkek akranlarına kıyasla üç kat daha fazla. Küresel ölçekte ise 10–14 yaş arasındaki kız çocukları, ev içi ve bakım odaklı ücretsiz işlere erkek çocuklara göre toplamda 160 milyon saat daha fazla zaman harcıyor. Bu durum, kız çocuklarının eğitimden uzaklaşmasının en önemli nedenlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Buna ek olarak, dünya genelinde ergen kızların ve genç kadınların neredeyse %40’ı lise eğitimini tamamlayamıyor. Bu oran özellikle yoksul kırsal bölgelerde yaşayan, marjinalleştirilmiş topluluklara mensup olan ya da kız çocuklarının eğitim hakkının yeterince korunmadığı ülkelerde daha da yükseliyor.

Dijital eşitsizlik de tabloyu ağırlaştırıyor. Düşük gelirli ülkelerde yaşayan her 10 ergen kızdan 9’u internete erişemiyor. Bu da bilgiye ulaşma, sosyal bağ kurma ve fırsatlara erişim konusunda ciddi bir dezavantaj yaratıyor. Aynı yaş grubundaki erkeklerin çevrim içi olma ihtimali ise kızlara göre iki kat daha fazla.

Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet: Yaşam Boyu Süren Bir Yara

Küresel ölçekte bugün hayatta olan 650 milyon kız çocuğu ve kadın, çocukluklarında cinsel şiddete maruz kaldı. Bu grubun 50 milyonu bugün hala çocuk yaşta, 600 milyonu ise yetişkin kadınlar ve tamamı çocukluk döneminde şiddet yaşamış durumda. Bu 650 milyon kişinin 370 milyonu, çocukken tecavüze uğramış ya da ağır cinsel saldırıya maruz kalmış.

UN Women raporu, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin etkilerinin ömür boyu sürdüğünü vurguluyor. Bu şiddet, HIV riskini artırıyor, istenmeyen gebeliklere yol açıyor, madde kullanımını tetikliyor ve intihar riskini yükseltiyor. Aynı zamanda depresyon ve anksiyete gibi ciddi ruh sağlığı sorunlarına neden olarak sosyal bağları ve toplumsal dayanışmayı zayıflatıyor.

Çocuk Yaşta Evlilikler

Son 25 yılda çocuk yaşta evliliklerin oranı küresel ölçekte azalsa da, dünya genelinde hala her 5 kızdan 1’i çocuk yaşta evlendiriliyor. Güney Asya’da bu konuda ilerleme kaydedilmiş olsa da, Latin Amerika ve Karayipler’de son 25 yılda neredeyse hiçbir gelişme yaşanmadı.

Rapora göre kriz dönemlerinde (savaşlar, zorunlu göçler, ekonomik çöküşler) toplumsal cinsiyete dayalı şiddet riski artıyor. Bu dönemlerde çocuk yaşta evlilikler çoğalıyor, anne ölümleri yükseliyor ve kız çocukları ile kadınlar için hayati öneme sahip sağlık hizmetleri kesintiye uğruyor. İklim krizi de bu tabloyu ağırlaştırıyor; çünkü suya erişim ve ücretsiz bakım emeği yükü orantısız biçimde kadınların ve ergen kızların omuzlarına biniyor.

Biraz daha olumlu tablolara ve düşen grafiklere bakacak olursak;

Kadın sünneti (FGM) uygulamalarında bazı ülkelerde düşüş gözlemleniyor. Burkina Faso ve Liberya gibi ülkelerde, son 30 yılda bu uygulamaya maruz kalan kız çocuklarının oranı yarıya indirildi. Ancak UN Women’a göre, 2030’a kadar kadın sünnetinin tamamen sona ermesi için bu düşüş hızının 27 kat artması gerekiyor.

Veriler hala çok tatsız, adımlar var ama yeterli değil. Eşitsizlik hala derin ve çok katmanlı olarak hüküm sürüyor. Eğitim, sağlık, güvenlik ve dijital erişim alanlarında sağlanan kazanımlar, kalıcı politikalarla desteklenmediği sürece kolayca geri alınabiliyor.

Bu tablo bize şunu hatırlatıyor:
Kız çocuklarının ve genç kadınların hakları bir “ilerleme hikâyesi” değil, sürekli korunması gereken bir sorumluluk alanı. Ve bu sorumluluk, hala tamamlanmış değil.

Paylaşım: