Son zamanlarda sık sık aynı cümleyi kuruyoruz: “Artık eskisi gibi hissetmiyorum.” Ne büyük bir acı, ne de büyük bir sevinç… Her şey sanki aynı düzlemde ilerliyor. İşte psikolojide ve popüler kültürde giderek daha fazla konuşulan “buzdan kalp sendromu”, tam olarak bu hâli tanımlıyor. Yoğun duyguların yerini, kontrollü bir mesafe alıyor. Bu bir kalpsizlik değil; bir korunma biçimi.
Bu Sendromun Kaynağı Nedir?
Buzdan kalp sendromu, genellikle uzun süreli hayal kırıklıkları, duygusal yorgunluk ve sürekli “güçlü olma” baskısıyla besleniyor. İnsan bir noktada üzülmemek için sevinmeyi de kısıyor. Bağlanmamak, hayal kurmamak ve beklentiye girmemek daha güvenli geliyor.
Bu hal özellikle ilişkilerde, iş hayatında ve sosyal bağlarda kendini gösteriyor. Daha az tepki, daha az iniş çıkış, daha az risk. Her şey kontrollü ama bir o kadar da renksiz.
Hissetmemek Gerçekten Daha mu Güvenli?
Kısa vadede evet. Çünkü hayal kırıklığı ihtimali azalıyor. Ama uzun vadede bu duygusal donukluk, hayatla kurulan bağı zayıflatıyor. Heyecan duyulmayan bir başarı, içi kıpırdamayan bir ilişki ve “idare eder” duygusuyla geçen günler… Zamanla bu hal normalleşiyor. Sorun şu ki, kalp bir kas değil; tamamen durduğunda dinlenmiş olmuyor.
Uzmanlara göre buzdan kalp sendromu kalıcı olmak zorunda değil. Çoğu zaman bir geçiş hali. Kişi kendini yeniden güvende hissetmeye başladığında, duygular da yavaş yavaş çözülüyor. Burada önemli olan, bu durumu inkar etmek yerine fark etmek. “Şu an hissetmiyorum” demek, aslında bir başlangıç olabilir.
Kalp, buz tutsa bile tamamen kaybolmaz. Sadece biraz zamana, güvene ve yumuşaklığa ihtiyaç duyar. Ve bazen iyileşme, yeniden hissetmeye çalışmakla değil; hissetmemeye neden ihtiyaç duyduğunu anlamakla başlar.





