Paris Moda Haftası’nda Chanel, Matthieu Blazy’nin ilk koleksiyonuyla Grand Palais’i adeta galaktik bir sahneye dönüştürdü. Işık küreleri ve parlayan gezegenlerle aydınlanan atmosfer, markanın tarihindeki en önemli dönüşümlerden birine zemin hazırladı. Chanel’in 115 yıllık tarihinde direksiyona geçen dördüncü tasarımcı olan Blazy, mirasa hapsolmak yerine onu yeniden canlandırdı. Coco Chanel’in maskülen formlara olan sevgisini, jersey kumaşlarla özgürleşen siluetlerini ve hareket odaklı duruşunu modern bir bakışla yorumladı. Kısa pantolon takımlar, zincir ağırlıklı gömlekler ve akıcı formlar, markanın “konforla zarafet” dengesi üzerine kurulu yeni çağını başlattı.
Blazy’nin malzeme ustalığı, Bottega Veneta döneminden taşıdığı yenilikçi ruhla Chanel’de de hayat buldu. Geleneksel tweed kumaşlar viskon karışımlarla hafifletilerek canlı bir dinamizm kazandı; örgü V-yaka kazaklar, kamelya işlemeli saten eteklerle tamamlanarak günlük şıklığı yeniden tanımladı. Efsanevi 2.55 çanta, esneyebilen tel yapısıyla “zamansız ama yaşayan” bir hikâyeye dönüştü. Defilenin kapanışında saten tişörtlerle tüy etekler birleştiğinde, Chanel’in geçmişiyle bugünü arasındaki diyalog yeniden yazıldı. Spring Summer 2026, Chanel’in köklü zarafetini çağdaş bir özgürlükle buluşturarak modada yeni bir sayfa açtı.


















































































