Büşra Kayıkçı İstanbul’u Bu Kez Çalmıyor, Dinliyor: ‘Beyond Walls – Istanbul’ Bugün Yayında

Kapalıçarşı’nın uğultusu, Atik Valide’nin mekân hissi, eski Osmanlı Bankası’nın sesi… Büşra Kayıkçı’nın 18 Eylül’de yayımlanan yeni EP’si, İstanbul’daki yapıları yalnız fon olarak kullanmıyor; onları müziğin malzemesine çeviriyor.

İstanbul bu albümde dekor değil

Büşra Kayıkçı’nın müziğinde mekân zaten uzun süredir önemli. Bunun nedeni yalnızca besteci olması değil; iç mimarlık ve çevre tasarımı eğitimi de almış olması. Yeni EP “Beyond Walls – Istanbul” bu iki tarafını doğrudan aynı masaya oturtuyor. Beş parçalık çalışma 18 Eylül’de yayımlanıyor ve şehrin yapıları üzerinden ilerliyor.

Kapalıçarşı, Atik Valide Külliyesi ve bugün SALT Galata olarak bildiğimiz eski Osmanlı Bankası binası projede yalnız isim vermiyor. Kayıkçı, bu mekânların tarihini, işlevini, atmosferini ve fiziksel hissini bestelerin çıkış noktası yapıyor.

Piyano dışında binanın kendi sesi de var

Projeyi sıradan bir “İstanbul’dan ilham aldım” albümünden ayıran detay saha kayıtları. Kayıkçı, yapıların içinde ve çevresinde kaydettiği gerçek sesleri akustik piyano ve elektronik dokularla birleştiriyor. Bazen bu kayıtlar arka planda belli belirsiz kalıyor, bazen parçanın ritmik malzemesine dönüşüyor.

Bu fikir İstanbul’a özellikle yakışıyor. Kapalıçarşı’yı yalnız görüntü olarak düşünmek zaten eksik kalır: ayak sesleri, kepenkler, konuşmalar, koridorların yankısı… Şehrin mimarisi çoğu zaman sesiyle birlikte hatırlanıyor. EP tam olarak bu hafızayı müziğe çeviriyor.

Büşra Kayıkçı’nın yolu zaten disiplinler arasında

Kayıkçı’nın üretiminde müzik, tasarım ve hareket uzun süredir yan yana. New York Theatre Ballet ile çalıştı; “The Middle of Nowhere” bestesinin Nicolas Jaar tarafından yeniden düzenlenen versiyonu 2025 Paris Moda Haftası’nda Givenchy şovunda kullanıldı. “Qarib” ise Nils Frahm’ın LEITER etiketi etrafındaki Piano Day seçkisine girdi.

Dolayısıyla Beyond Walls, kariyerde ani bir yön değişikliği değil. Daha çok yıllardır kurduğu “mekân nasıl ses çıkarır?” sorusunun İstanbul’a dönmüş hali. Global bir klasik/çağdaş müzik etiketi üzerinden yayımlanması da şehrin çok tanıdık noktalarını başka bir dinleyiciye taşıyor.

Bugün dinlerken küçük oyun

EP’yi açıp yalnız arka plan müziği olarak bırakmak mümkün; ama ilk dinlemede başka bir şey denemek daha eğlenceli. Parça adını okumadan önce mekânı tahmin etmeye çalış. Hangi seste kapalı bir taş yapı hissi geliyor, hangisinde daha kalabalık bir şehir hareketi var, hangi kaydın gerçek çevre sesi olduğunu ayırt edebiliyor musun?

İstanbul’u her gün görüyoruz ama nadiren gerçekten dinliyoruz. Büşra Kayıkçı’nın yeni işi biraz bunu hatırlatıyor: Bazen şehir manzarası gözümüzün önünde değil, kulaklığın içinde.

Parça isimleri küçük bir İstanbul rotası gibi

EP’nin parça listesi de projeyi tek cümlede anlatıyor: “Grand Bazaar”, “Atik Valide Complex”, “Ottoman Bank (SALT Galata)” ve “Sirkeci Post Office” gibi isimler, İstanbul’da bir gün içinde gerçekten yanından geçebileceğin yapılardan geliyor. Bu yüzden albüm, şehri uzaktan romantikleştiren bir kartpostal hissinden çok daha somut.

Kapalıçarşı’nın kalabalığıyla Üsküdar’daki Atik Valide’nin daha sakin mekânsal duygusu aynı albümde yan yana geldiğinde İstanbul’un tek bir “sound”u olmadığı da ortaya çıkıyor. Kayıkçı’nın mimarlık tarafı burada işe yarıyor: Yapıya yalnız güzel bina diye bakmıyor; hacmini, kullanımını ve içindeki insan hareketini de müzikal malzemeye çeviriyor.

Paylaşım: