Erteleme çoğu zaman tembellikle açıklanır ama aslında nadiren bununla ilgilidir. Çoğu insan yapmak istemediği için değil, nereden başlayacağını bilmediği için erteler. İşin kendisi değil, zihinde yarattığı yük ağır gelir. Ne kadar büyütüldüyse, başlamak o kadar zorlaşır.
Bir diğer sebep ise duygusal iniş çıkışlardan kaçınmaktır. Ertelenen şey çoğu zaman bir işten çok, beraberinde getirdiği hislerdir. Belirsizlik, başarısız olma ihtimali ya da kontrolü kaybetme korkusu, zihni bekleme moduna sokar. Bu da ertelemeyi geçici bir rahatlama aracına dönüştürür.
Erteleme Döngüsünden Nasıl Çıkılır?
Başlangıcı Küçültmek
Zihin büyük işleri sevmez. “Bitirmek” yerine “başlamak” hedeflendiğinde direnç azalır. Yapılacak şeyi mümkün olan en küçük adıma bölmek, ertelemenin önündeki en etkili engellerden biridir. Amaç ilerlemek değil, harekete geçmektir.
Mükemmel Zamanı Beklememek
Erteleyen zihin genellikle doğru anı, doğru ruh halini ya da doğru şartları bekler. Oysa çoğu şey, başladıktan sonra netleşir. Hazır hissetmek bir ön koşul değil, çoğu zaman bir sonuçtur. Kusurlu bir başlangıç, hiç başlamamaktan daha işlevseldir.
Ertelemenin Altındaki Duyguyu Fark Etmek
“Bunu neden yapmıyorum?” sorusu yerine “Bunu düşününce ne hissediyorum?” sorusu sorulduğunda tablo değişir. Kaygı, sıkışmışlık ya da baskı fark edildiğinde erteleme otomatik olmaktan çıkar. Fark edilen duygu, davranış üzerindeki etkisini kaybetmeye başlar.
Erteleme, aslında düzeltilmesi gereken bir kusur değil; anlaşılması gereken bir sinyal. O sinyali doğru okumak, davranışı zorlamaktan çok daha kalıcı sonuçlar yaratır.





