Ağrı’da Bir Gemi Değil, Binlerce Yıllık Bir Hikâye Aranıyor: Dr. Rana Babaç Çelebi Nuh’un İzinde

Ağrı’da Bir Gemi Değil, Binlerce Yıllık Bir Hikâye Aranıyor: Dr. Rana Babaç Çelebi Nuh’un İzinde

Ağrı’nın sert coğrafyası, toprağın altında ne olduğunu anlamaya çalışan bilim insanları ve binlerce yıldır farklı medeniyetlerin birbirine anlattığı aynı büyük tufan hikâyesi… Dr. Rana Babaç Çelebi, Durupınar Formasyonu’na yalnızca “Nuh’un Gemisi burada mı?” sorusuyla bakmıyor. Onun rotasında Gılgamış tabletlerinden kutsal metinlere, eski tütsülerden 2026’nın radar çalışmalarına uzanan çok daha büyük bir hikâye var.

Yukarıdan bakınca neden herkes bir gemi görüyor?

Doğubayazıt yakınlarındaki Durupınar Formasyonu’nu havadan gördüğünde zihnin boşlukları doldurması çok uzun sürmüyor. Toprağın üzerinde iki ucu sivrilen, dev bir teknenin siluetini andıran yaklaşık 157 metrelik oluşum, 1959’da Yüzbaşı İlhan Durupınar’ın hava fotoğraflarında dikkat çekmesinden bu yana Nuh’un Gemisi tartışmalarının merkezinde.

Ama görüntünün etkileyici olması başka, onun gerçekten insan yapımı bir gemi olduğunu söylemek başka.

Tam da burada Rana Babaç Çelebi’nin Ağrı yolculuğu klasik bir “gizem çözüldü” hikâyesinden ayrılıyor. Çelebi’nin peşinden gittiği mesele yalnızca toprağın altında bir gemi olup olmadığı değil; insanlığın neden binlerce yıldır büyük bir tufanı, hayatta kalan bir aileyi, hayvanları taşıyan bir tekneyi ve yeniden başlayan hayatı anlatmaya devam ettiği.

Nuh’tan önce de tufan vardı

Bugün hikâyeyi çoğunlukla Nuh adıyla biliyoruz. Fakat zaman çizgisinde biraz geriye yürüyünce karşımıza başka isimler çıkıyor.

Gılgamış Destanı’nın tufan anlatısında kahramanın adı Utnapiştim. Yaklaşan felaket konusunda uyarılıyor, bir gemi hazırlıyor, canlıları içine alıyor ve sular çekilmeye başladığında dışarıya kuşlar gönderiyor. Daha eski Atrahasis anlatısında da büyük bir tufan ve onu bir tekneyle aşmaya çalışan insan fikri karşımıza çıkıyor. Genesis anlatısında gemi “Ararat dağları”na otururken Kur’an-ı Kerim’de Cudi adı geçiyor. Yani elimizde tek bir metnin birebir kopyaları değil, yüzyıllar boyunca farklı kültürlerden geçerken dönüşmüş çok eski bir anlatı hafızası var.

Çelebi’nin Ağrı’daki merakını ilginç yapan nokta da burada. Soru bir anda “Gemi nerede?” olmaktan çıkıp “Neden bu hikâyeyi bu kadar uzun zamandır anlatıyoruz?”a dönüşüyor.

Hikâyenin en şaşırtıcı kısmı belki de gemi değil, koku

Dr. Rana Babaç Çelebi’nin konuya yaklaşımında küçük ama beklenmedik bir kapı daha var: koku.

Kendisi eski metinlerde geçen koku ve parfüm kültürünün izlerini araştırıyor. Tufan anlatılarında felaket bittikten sonra karaya çıkan insanın ateş yakması ve aromatik bir sunu hazırlaması bu yüzden Çelebi için yalnızca sembolik bir sahne değil. Gılgamış geleneğinde kamış, sedir ve aromatik bitkilerin yakıldığı bir sunu anlatılıyor; Genesis’te de Nuh’un karaya çıktıktan sonra sunak kurduğu aktarılıyor.

Binlerce yıl önce yazılmış bir metindeki kokuyu bugün yeniden kurmak, elbette anlatının tarihsel olarak gerçekleştiğini kanıtlamıyor. Ama o metni yazan insanların dünyasına açılan duyusal bir pencere yaratıyor.

Bir anlamda Ağrı’daki araştırma yalnızca toprağın altına değil, insan hafızasının içine de bakıyor.

Peki 2026’da Durupınar’da gerçekten ne aranıyor?

Bu yıl hikâyenin bilim tarafında da yeni bir bölüm açıldı. Durupınar Formasyonu için resmi izinli kapsamlı bir araştırma programı başlatıldı. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Cenker Atila yönetimindeki proje kapsamında jeolojik incelemeler, haritalama ve farklı yeraltı görüntüleme yöntemleri kullanılıyor. Projenin kendi açıklamasında da önemli bir sınır özellikle belirtiliyor: çalışma dini veya tarihsel bir iddiayı baştan doğrulamak için değil, formasyonun fiziksel ve jeolojik yapısını belgelemek için yürütülüyor. Noah’s Ark Scans

Daha önceki radar taramalarında yeraltında bazı anomaliler bulunduğu ileri sürülse de bunların oda, koridor ya da gemi parçası olduğunu söylemek için henüz yeterli kanıt yok. Formasyonun doğal jeolojik süreçlerle oluştuğunu savunan çalışmalar da bulunuyor. Bugün için bilimsel olarak “Nuh’un Gemisi bulundu” diyebileceğimiz doğrulanmış bir sonuç yok.

Ve belki hikâyeyi daha ilginç yapan şey de tam olarak bu belirsizlik.

Ağrı’dan geriye kalan soru

Durupınar’ın altında günün birinde ne bulunacağını henüz bilmiyoruz. Olağanüstü biçimde gemiye benzeyen doğal bir oluşum olduğu daha güçlü biçimde ortaya çıkabilir. Ya da araştırmacıların açıklaması gereken yeni bulgular gelebilir.

Fakat Dr. Rana Babaç Çelebi’nin Ağrı yolculuğu başka bir şeyi şimdiden görünür kılıyor: Bu hikâye tek bir gemiden çok daha büyük.

Binlerce yıl boyunca isimler değişiyor. Metinler değişiyor. Dağların adı değişiyor. Ama büyük su geliyor, insan hayatta kalmaya çalışıyor, kuşlar gökyüzüne bırakılıyor ve kara yeniden göründüğünde hayatın devam ettiğini anlatan yeni bir bölüm başlıyor.

Belki Ağrı’da aranan şey yalnızca Nuh’un Gemisi değildir.

Belki insanlığın, felaketten sonra yeniden başlayabileceğine dair anlatmayı hiç bırakmadığı en eski hikâyelerden biridir.

Paylaşım:

VIBECLUB'a ücretsiz üye olun, bültenlerimize kolayca ulaşın!