6 Ekim Salı günü düzenlenen ücretsiz çevrim içi etkinlik, iklim kriziyle tabağımız arasındaki bağı bitki ağırlıklı beslenme üzerinden konuşuyor. Konu “yarından itibaren vegan ol” değil; mercimek, nohut, fasulye ve sebzeyi sofrada biraz daha başrole almanın neden hem kaynak kullanımı hem de gıda israfı açısından önemli olduğu.
6 Ekim’in konusu: İklim krizi sofraya nereden giriyor?
6 Ekim Salı günü ENFiber COST Action ve APRISE iş birliğiyle çevrim içi bir webinar düzenleniyor. Konuşmacı, Türkiye merkezli Bitki Bazlı Gıdalar Derneği Başkanı Ebru Akdağ. Programda iklim krizinin gıda sistemlerine etkisi, bitki ağırlıklı beslenme, yeni nesil proteinler, gıda israfının azaltılması ve üretim yan akımlarının yeniden değerlendirilmesi konuşulacak.
Başlıklar teknik görünse de gündelik karşılığı oldukça tanıdık: Akşam yemeğinde proteini nereden alıyoruz, aldığımız yiyeceğin ne kadarı çöpe gidiyor ve “sürdürülebilir yemek” illa pahalı yeni ürünler mi demek?
En yerli bitki bazlı ürün zaten mutfakta: bakliyat
Bitki ağırlıklı beslenme denince akla yalnız yeni nesil burgerler ya da özel market ürünleri gelmesi gerekmiyor. Türkiye mutfağında mercimek, nohut, kuru fasulye, barbunya, bulgur ve zeytinyağlı sebzeler zaten güçlü bir temel. Yani sürdürülebilir sofraya yaklaşmak için önce mutfağın en tanıdık rafına bakabiliriz.
Haftada birkaç öğünde eti tamamen çıkarmak zorunda değilsin. Kıymalı yemeğin kıymasını azaltıp mercimeği artırmak, salataya nohut eklemek ya da ana tabağı sebze + bakliyat + tahıl üçlüsüyle kurmak daha gerçekçi başlangıçlar. Küçük değişikliklerin kalıcı olma ihtimali de daha yüksek.
Sürdürülebilirlik alışverişten önce buzdolabında başlıyor
Etkinliğin bir diğer başlığı gıda israfı. En çevreci ürün bile yenmeden çöpe gidiyorsa hikâyenin önemli kısmı kayboluyor. Haftalık dev alışveriş yerine birkaç günlük plan yapmak, çabuk bozulan yeşillikleri önce kullanmak ve pişmiş bakliyatı porsiyonlayıp dondurmak evde uygulanabilecek en basit hamleler.
Sebze sapı, bayat ekmek veya fazla pişmiş tahıl da otomatik olarak çöp değil. Brokoli sapı çorbaya, bayat ekmek krutona, kalan bulgur ertesi gün salataya dönüşebilir. “Sıfır atık mutfak” her parçayı mucizevi tarife çevirmek değil; yenebilir olanı çöpe atmadan önce bir kez daha düşünmek.
Trend ürün değil, tekrar edilebilir sofra daha değerli
Sürdürülebilir yaşam bazen yeni ürün satın alma listesine dönüşüyor: özel şişe, özel kap, özel alternatif. Oysa yemek tarafında en güçlü değişiklik çoğu zaman daha sade. Mevsiminde ürün almak, bakliyatı düzenli kullanmak, porsiyonu doğru ayarlamak ve artanı değerlendirmek hem bütçeyle hem Türkiye’deki gerçek mutfak alışkanlıklarıyla daha kolay bağ kuruyor.
6 Ekim’deki ücretsiz webinar bu konuyu biraz daha derin dinlemek isteyenler için iyi bir başlangıç. Ama katılmasan bile bugünün mini deneyi basit: Bir sonraki ana öğünde eti merkezden biraz çekip sebze ve bakliyata daha fazla alan aç. Sürdürülebilir sofra bazen büyük manifesto değil, tabağın oranını değiştirmek kadar gündelik bir şey.
Protein geçişi konuşulurken beslenme kalitesini de unutmamak gerekiyor. Bitki ağırlıklı tabak yalnız makarna ve ekmekten oluştuğunda amaç kaçıyor. Bakliyat, tam tahıl, sebze, kuruyemiş ve mevsim meyvesini çeşitlendirmek hem doyuruculuğu hem besin çeşitliliğini artırıyor. Özel bir sağlık durumu, gebelik veya ciddi beslenme kısıtı varsa büyük değişiklikleri uzmanla planlamak ise ayrı konu.
Bütçe tarafında da bakliyat güçlü koz. Nohut ve mercimek uzun süre saklanabiliyor, toplu pişirilip dondurulabiliyor ve tek tencereden birkaç farklı öğüne dönüşebiliyor. Pazar günü haşlanan nohut pazartesi salatada, salı humusta, çarşamba sebzeli yemekte kullanılabilir. Böylece sürdürülebilirlik yalnız karbon hesabı değil; mutfakta zaman ve para israfını da azaltan daha akıllı bir rutin haline geliyor.





