25. Filmekimi, 9–18 Ekim arasında İstanbul’da dört salona yayıldı. Cannes’dan Venedik’e yılın çok konuşulan filmleri perdede; şehirde sinema bahanesiyle buluşmak için de tam zamanı. 12 Ekim Pazartesi planı, evde dizi açmaktan biraz daha sosyal olabilir.
Dört salon, üç semt, tek güzel bahane
25. Filmekimi 9 Ekim’de başladı ve İstanbul ayağı 18 Ekim’e kadar sürüyor. Bu yıl gösterimler Atlas 1948, City’s CineWAM Nişantaşı, Kadıköy Sineması ve Paribu Art’ta yapılıyor. Yani festival yalnızca film seçmek değil, o akşam hangi İstanbul rotasında olmak istediğine karar vermek demek. Beyoğlu’nda eski bir pasajın içinden sinemaya girmekle Kadıköy’de film sonrası sokaklara karışmak aynı deneyim değil.
12 Ekim Pazartesi için işin güzel tarafı, haftanın ilk akşamını “nasıl olsa daha cuma çok uzak” diye boş bırakmamak. Bir arkadaşla bilet seçmek, filmden önce kısa bir kahveye oturmak ve çıkışta ne izlediğini konuşmak; ekstra büyük bir organizasyon gerektirmeyen iyi bir şehir planı.
Bu yıl seçki yalnız ödüllerden ibaret değil
Programda Cannes Altın Palmiye ödüllü Cristian Mungiu filmi Fjord da var. Sebastian Stan ve Renate Reinsve’nin başrolleri paylaştığı yapım, Norveç’e taşınan bir ailenin çevresiyle yaşadığı gerilim üzerinden inanç, ebeveynlik ve önyargı gibi zor konulara bakıyor. Festivalin açılışında ise Venedik’te oyunculuk ödülüyle öne çıkan Meçhul Kadın gösterildi.
Bunlar “şu film kesin pazartesi akşamı var” önerisi değil; 2026 seçkisinin ne kadar farklı duygulara alan açtığını gösteren örnekler. Günlük seanslar ve kalan biletler değişebildiği için filmi seçmeden önce resmî programdan 12 Ekim tarihini filtrelemek en doğrusu. Önce saat, sonra semt, en son yemek planı.

Filmi seçerken tür değil, çıkışta ne konuşmak istediğin önemli
Arkadaş grubunda herkesin aynı filmi sevmemesi aslında sorun değil. Hatta Filmekimi gibi bir seçkide en iyi akşam bazen çıkışta ikiye bölündüğünüz akşam. Birinin “çok sevdim” dediği sahneyi diğerinin hiç sevmemesi, film bittikten sonra ikinci perdeyi açıyor. Klasik sinema gecesinden farkı biraz burada: film yalnız izlenmiyor, sohbetin bahanesi oluyor.
İki saatlik ağır bir drama yerine daha enerjik bir yapım isteyenler de programı yalnız ödül etiketine göre okumamalı. Fragman, süre ve dil bilgisine göz atmak; yanına gelen kişinin o akşamki ruh halini de hesaba katmak iyi fikir. Sinema planı keyifli olsun derken kimseyi istemediği üç saatlik bir sınava sokmaya gerek yok. Festivalin cazibesi yalnız büyük yönetmen isimlerinde değil; normalde aynı salonda yan yana gelmeyecek seyircilerin ortak bir film deneyiminde buluşmasında. Tek başına gitmek de kötü fikir değil. Film çıkışında fuayede birkaç dakika oyalanıp insanların yorumlarını duymak, koca bir arkadaş grubu olmadan da şehre karışma hissi verebilir. Bazen plansız başlayan sohbet, gecenin asıl sürprizi oluyor.
Pazartesi kombini: Sinema çıkışı nereye akacağını bilmeyenlere
Festival gecesinin en rahat şıklığı biraz katmanlı giyinmek. Salonda üşümemek için ince triko veya hafif ceket, sokakta yürürken de rahat ayakkabı yeterli. Dev bir çanta yerine küçük omuz çantası, elinde kahveyle bilet ararken daha kullanışlı. Nişantaşı’nda akşam yemeğine uzayacak planla Kadıköy’de yürüyüşe dönecek planın kıyafeti de aynı olmak zorunda değil.
Bu hafta şehirde yapılabilecek onlarca şey var; Filmekimi’nin farkı, tek bir mekâna sıkışmadan İstanbul’un farklı yüzlerini kullanması. Pazartesi için iddialı bir program şart değil: iyi bir film, sevdiğin biri ve çıkışta uzayan sohbet yeter. Yalnız seans ve bilet durumunu gitmeden son kez kontrol etmeyi unutma; festival günlerinde en romantik plan bile dolu salon kapısında bitmesin.





