Tartışırken Partnerini Değil Eski Alarm Sistemini Dinliyor Olabilirsin

Tartışırken Partnerini Değil Eski Alarm Sistemini Dinliyor Olabilirsin

Yıldız Teknik Üniversitesi’nden iki araştırmacının 459 kişiyle yaptığı yeni çalışma, yetişkin ilişkilerinde memnuniyetin yalnız ‘doğru kişiyi bulmakla’ açıklanamayacağını gösteriyor. İlişki içinde anda kalabilmek ve duyguyu okuyabilmek, geçmişten gelen otomatik tepkilerle bugünkü partner arasına küçük ama önemli bir mesafe koyabiliyor.

Bazen bugünkü tartışmanın sesi geçmişten geliyor

Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Yağmur Kaya ve Ceren Öztürk’ün çalışması, romantik ilişkisi olan 459 yetişkinin verilerini inceledi. Araştırmada çocuklukta psikolojik kötü muamele deneyimleriyle yetişkinlikteki ilişki memnuniyeti arasındaki bağlantıda “relationship mindfulness” ve duygusal zekânın rolü ele alındı.

Sonuçlar nedensellik kanıtlamıyor; çalışma kesitsel. Ancak daha olumsuz çocukluk deneyimleri bildiren katılımcılarda ilişki içinde anda kalma, duyguları tanıma ve ilişki memnuniyeti düzeylerinin daha düşük olabildiğine dair anlamlı bağlantılar bulundu. Yani bazı tartışmalarda yalnız karşımızdaki kişiye değil, yıllardır taşıdığımız savunma biçimine de cevap veriyor olabiliriz.

Relationship mindfulness ne, çift yogası mı?

Hayır. Kavram, partnerle etkileşim sırasında olup biteni otomatik yargıya koşmadan fark edebilme haliyle ilgili. Ses tonunun yükseldiğini, bedeninin gerildiğini, “yine aynı şeyi yapıyor” cümlesinin kafanda belirdiğini fark etmek; sonra bu ilk tepkiyi doğrudan davranışa çevirmeden birkaç saniye alan açmak.

Bu, her tartışmada zen kalmak demek değil. Kızgınlığı bastırmak da değil. Tam tersine, “şu an çok kızdım ve hemen saldırmak istiyorum” bilgisini erkenden yakalamak. Duygu ile davranış arasındaki o minicik boşluk, konuşmanın yönünü değiştirebilir.

Duygusal zekâ burada romantik süper güç değil

Duygusal zekâ bazen “insanları çok iyi okuyorum” gibi mistik bir yetenekmiş gibi anlatılıyor. İlişkide daha gündelik bir karşılığı var: kendi duygunun adını koymak, partnerin duygusunu tahmin ederken kesin hüküm vermemek ve iki bilgiyi birbirine karıştırmamak.

“Beni umursamıyorsun” yerine “cevap gelmeyince dışlanmış hissettim” demek buna küçük bir örnek. İlk cümle karşı tarafın niyetini ilan ediyor; ikincisi kendi deneyimini anlatıyor. Aynı problem ortada duruyor ama konuşmanın savunmaya dönüşme ihtimali biraz azalıyor.

Geçmişi bilmek bugünkü davranışın mazereti değil

Araştırmanın en yanlış okunabilecek tarafı bu. Çocukluk deneyimleri yetişkin ilişkilerindeki bazı örüntülerle bağlantılı olabilir; ama “ben böyle büyüdüm, yapacak bir şey yok” sonucu çıkmıyor. Aynı şekilde partnerinin geçmişini bilmek de zarar veren davranışları sonsuza kadar tolere etmek zorunda olduğun anlamına gelmiyor.

Daha kullanışlı soru şu olabilir: Tartışmada hangi anda otomatik pilota geçiyorum? Ses yükseldiğinde mi, cevap geciktiğinde mi, eleştirildiğimde mi? O anı tanımak ilişkiyi tek başına düzeltmez; ama bugünkü partnerle dünün alarm sistemi arasında ilk ayrımı yapmaya başlayabilir.

Bunu gündelik hayatta fark etmenin bir yolu, tartışma bittikten sonra yalnız “kim haklıydı?” diye düşünmemek. Hangi cümlede bedenin gerildi, hangi anda konuşmayı bırakıp savunmaya geçtin, partnerinin söylediğiyle senin duyduğun şey aynı mıydı? Bu küçük geriye sarma, bir sonraki tartışmayı kusursuz yapmaz ama tekrar eden düğümü daha görünür hale getirir.

Ve elbette her ilişki problemi mindfulness eksikliğine indirgenemez. Saygısızlık, kontrol, tehdit veya sürekli sınır ihlali olan yerde mesele birkaç saniye nefes almak değildir. Araştırmanın faydalı tarafı daha gündelik ilişkilerde, geçmiş deneyimlerin bugünkü algıyı nasıl renklendirebildiğini düşünmek için bir çerçeve sunması.

Paylaşım:

VIBECLUB'a ücretsiz üye olun, bültenlerimize kolayca ulaşın!