24 sanatçı, tek bir yuva fikri ve Dolapdere’de tanıdık ama sabit durmayan bir aidiyet duygusu. Sergi 28 Mart 2027’ye kadar ziyarete açık.
‘Ev’ deyince zihnimiz hemen bir plan çizer: kapı, pencere, masa, belki çocukluktan kalan bir halı. Arter’in dördüncü katında 24 Haziran’da açılan Gökyüzü Şekerdendi ise bu planı duvardan indiriyor. Ev burada adres değil; hatırladığın bir koku, geride bıraktığın bir ülke, kurduğun hayal ya da bir türlü yerleşemediğin duygu.
Selen Ansen küratörlüğündeki grup sergisi, Arter Koleksiyonu’ndan 24 sanatçının resim, fotoğraf, heykel, video ve yerleştirmelerini bir araya getiriyor. Başlık, E. E. Cummings’in 1938 tarihli Songs I şiirinden geliyor. Şekerden bir gökyüzü ilk anda çocukça ve hafif; serginin içinde ise kırılgan, geçici ve biraz da imkânsız bir yuvaya dönüşüyor.
Ziyaret bilgisi: Sergi şu an açık mı?
Evet. Gökyüzü Şekerdendi, 24 Haziran 2026’da açıldı ve 28 Mart 2027’ye kadar ziyarete açık. Sergi, Arter’in 4. kat galerisinde görülebilir.
Adres: Irmak Caddesi No: 13, Dolapdere, Beyoğlu/İstanbul. Arter’in düzenli ziyaret saatleri Salı–Pazar 11.00–19.00; Perşembe günleri 20.00’ye kadar. Pazartesi kapalı. Özel program ve tatil günlerindeki değişiklikler için ziyaret öncesinde Arter’in güncel duyurularını kontrol etmek iyi olur.

Yuva bazen bir eşya kadar küçük
Sergiyi gezerken ‘ev’ büyük bir mimari fikir olarak kalmıyor. Bir fotoğrafın kadrajına, bir sandalyenin boşluğuna, taşınmış bir nesnenin yüzeyine sızıyor. Belleğin çalışma biçimi de böyle değil mi? Çocukluğun bütün salonunu değil, perdenin akşam güneşinde aldığı rengi hatırlıyoruz. Bir şehrin haritasını değil, eve dönerken geçtiğimiz köşeyi.
Seçkinin gücü, bu kişisel ayrıntıları politik arka plandan koparmamasında. Yuva kurmak kadar yuvadan ayrılmak, kök salmak kadar yer değiştirmek de serginin içinde. Göç, sınırlar ve daha iyi bir hayat için çıkılan yolculuklar; aidiyetin yalnızca ‘kendini ait hissetmek’ gibi yumuşak bir cümle olmadığını hatırlatıyor.

İçerisi ile dışarısı sürekli yer değiştiriyor
Euronews’ün sergiye ilişkin aktardığı çerçevede, yapıtlar yeryüzü ile gökyüzü, geçmiş ile gelecek, kök salmışlık ile köksüzlük arasındaki gerilimi görünür kılıyor. Bu karşıtlıklar galeride teorik başlıklar gibi durmuyor. Bir iş seni içeri çağırırken diğeri dışarıda kalma hissini büyütüyor; bir görüntü sıcak bir eve benzerken yanındaki nesne o sıcaklığın ne kadar kolay bozulabildiğini söylüyor.
Melike Abasıyanık Kurtiç’ten Hüseyin Bahri Alptekin’e, Yıldız Moran’dan Ahmet Öğüt’e uzanan sanatçı listesi de tek bir ‘ev estetiği’ kurulmasına izin vermiyor. Ev bazen aile arşivi, bazen coğrafya, bazen geçici barınak, bazen de uzaktan bakılan bir ihtimal.

Sergide doğru cevabı aramamak
Gökyüzü Şekerdendi’yi gezerken bütün referansları çözmek gerekmiyor. Hatta serginin konusu düşünüldüğünde, kişisel çağrışımlar bilgiden önce gelebilir. Hangi işte daha uzun kaldığın, hangi nesneyi tanıdık bulduğun ya da hangi odada huzursuz olduğun; serginin seninle kurduğu özel haritayı oluşturuyor.
Telefonu her eserin künyesine çevirmek yerine birkaç dakika yalnızca mekânın ritmini izlemek iyi gelebilir. Sandalyelerin yönü, duvarlar arasındaki açıklık, bir videodan diğer odaya taşan ses… Sergi yalnızca tek tek işlerden değil, onların arasında yürürken kurduğun mesafeden de oluşuyor.

Dolapdere’de eve dönüş provası
Arter’in kendisi de bu anlatıya beklenmedik bir fon sağlıyor. Dolapdere’nin yoğun dokusunun ortasındaki yapı, içerideki beyaz galeriyle dışarıdaki şehir arasında keskin bir geçiş kuruyor. Sergiden çıkınca ‘yurt’ kavramı teorik kalmıyor; kaldırım, trafik, mahalle ve eve dönüş rotası yeniden kadraja giriyor.
Gökyüzü Şekerdendi, evi kaybedilmiş kusursuz bir yer olarak romantikleştirmiyor. Onu zamanla, hafızayla ve hareketle yeniden kurulan canlı bir ilişki olarak düşünüyor. Bu yüzden çıkışta akılda kalan soru ‘ev neresi?’ olmayabilir. Daha rahatsız edici ve daha iyi bir soru kalır: Bir yeri ev yapan şey, orada bulunmamız mı; yoksa onu yanımızda taşımamız mı?






