İstanbul Modern’in 8 Eylül’de açılan yeni koleksiyon sergisi, Türkiye modern ve çağdaş sanatının farklı dönemlerini tek bir renk fikri etrafında buluşturuyor: mavi.
Yeni koleksiyon sergisi ne anlatıyor?
8 Eylül’de açılan “Aynı Mavinin Altında”, İstanbul Modern’in onuncu koleksiyon sergisi. Seçki yalnızca tek bir salonda kronolojik bir sanat tarihi özeti kurmuyor; Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Koleksiyon Sergi Salonu’ndan başlayıp müzenin farklı katlarına yayılarak Türkiye’de modern ve çağdaş sanatın 1940’lardan bugüne dönüşümünü farklı dönem ve coğrafyalardan işler üzerinden takip ediyor. 2000’lerden itibaren uluslararası sanatçıların işleri de bu akışa katılıyor.
Serginin ilk bölümü 1940’lardan 2000’lere uzanan döneme daha tarihsel bir gözle bakıyor: erken soyutlamalar, figüratif anlatımın farklı biçimleri, değişen estetik yaklaşımlar… İkinci bölümde ise kronolojinin yerini temalar alıyor. Kimlik, kent, göç, savaş, hafıza, doğa, beden ve mekân gibi başlıklar resim, video, fotoğraf, heykel ve yerleştirmeler üzerinden yan yana geliyor. Böylece “Türkiye sanatı” tek bir çizgi gibi değil, farklı seslerin aynı anda konuştuğu daha hareketli bir yapı olarak okunuyor.
Peki neden mavi?
Serginin adı dekoratif bir renk tercihinden gelmiyor. Mavi burada deniz, ufuk, düş, özgürlük, mesafe ve yakınlaşma gibi farklı çağrışımları birbirine bağlayan bir fon gibi kullanılıyor. İstanbul gibi suyla ve ufuk çizgisiyle sürekli ilişki kuran bir şehirde bu seçim ayrıca anlam kazanıyor. Aynı renk bir işte sakinlik, başka bir işte uzaklık, bir diğerinde teknoloji ya da hafıza hissi yaratabiliyor.
Bu yüzden sergiyi gezerken “hangi eser mavi?” diye bakmak yerine mavinin hangi anlama dönüştüğünü takip etmek daha eğlenceli. Rengin kendisi görünmese bile deniz, gökyüzü, mesafe veya hareket duygusu başka bir işte yeniden çıkabiliyor. Serginin omurgası tam da bu tekrar eden ama her seferinde yön değiştiren çağrışım ağı.

Türkiye ile dünya aynı salonda konuşuyor
Seçkinin dikkat çekici taraflarından biri, Türkiye sanat tarihinin kendi içindeki dönüşümünü uluslararası işlerle kapalı iki ayrı kutu gibi sunmaması. Özellikle 2000 sonrası bölümde farklı coğrafyalardan sanatçılar aynı temalar etrafında birbirine yaklaşabiliyor. Böylece bir kent meselesi İstanbul’a özgü kalmıyor; göç, hafıza ya da doğa gibi başlıklar daha geniş bir dünyaya açılıyor.
Sergide çok farklı kuşaklardan uzun bir sanatçı listesi var: Âbidin Elderoğlu’ndan Fahrelnissa Zeid’e, Ara Güler’den Nil Yalter’e, Olafur Eliasson’dan Refik Anadol’a kadar birbirinden oldukça farklı üretimler aynı koleksiyon okumasında buluşuyor. Bu çeşitlilik sergiyi “en önemli eserleri gör” mantığından çıkarıp ilişkiler kurmaya daha açık hale getiriyor.
Nasıl gezmeli?
Bu kadar geniş bir seçkiyi tek seferde tamamen çözmeye çalışmak yorucu olabilir. Daha iyi yöntem, kendine küçük bir izlek seçmek. Örneğin yalnızca mavi ve su çağrışımlarını takip etmek, fotoğrafla resmin aynı temayı nasıl farklı kurduğuna bakmak ya da 2000 öncesi ve sonrası kent temsilini karşılaştırmak. Böyle gezince sergi, uzun bir liste değil kişisel bir rota haline geliyor.
Ve evet, her işi anlamak zorunda değilsin. Bazı eserlerde önce renk, bazı eserlerde malzeme, bazılarında yalnızca his çalışabilir. “Aynı Mavinin Altında”nın iyi tarafı da bu: tek bir doğru okuma dayatmak yerine farklı dönemleri aynı çatı altında birbirine yaklaştırıyor. Mavi burada cevap değil; salondan salona taşıdığın bir soru gibi.





